Bu Blogda Ara

Ads 468x60px

Social Icons

Featured Posts

antique etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
antique etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Telmessos Antik Kenti - Anlatim

11 Eylül 2008 Perşembe





F
ethiye, Mendos Dağı'nın eteklerinde, adını verdiği körfezin kenarına eski Telmessos'un üzerine kurulmuştur. Bu nedenle harabeler bugün bu şirin ilçenin altında kalmıştır. Fethiye, konaklama tesislerinin fazla oluşu, birbirinden güzel koyları ve yat turizminin de gelişmesinden dolayı Batı Lykia bölgesi gezilerinin merkezini teşkil eder. Dalaman Havaalanı'ndan 50 km uzaklıkta bulunan Fethiye'ye Muğla, Denizli ve Antalya yoluyla gelinebildiği gibi, deniz yoluyla da ulaşılabilir. Tarih, doğa ve deniz ile iç içe olan Fethiye'de konaklayanlar, civardaki Kadyanda, Pınara, Tlos, Sidyma, Xanthos, Letoon ve Patara gibi antik şehirleri de kolaylıkla gezebilirler. Burada, 16 derecenin altına düşmeyen sıcaklığıyla dokuz ay kalınıp denizden faydalanılabilir.


Adını tanrı Apollon'un oğlu Telmessos'tan aldığı söylenen kent M.Ö. 547 yılında Pers generali Harpagos'un eline geçerek Karya Satraplığı'na bağlanır. M.Ö.V. yüzyılın ortalarında Attik - Delos Birliği'ne katılan şehir daha sonra birlikten ayrılarak bağımsız kalmıştır. M.Ö. IV. yüzyılda Lykia Birliğini oluşturma gayreti içindeki Limyralı Perikles'in Telmessos'a sefer açtığını ve onun birliğin içine girmesini sağladığını biliyoruz. Perikles'in (M.Ö. 360) hakimiyetine son veren İskender, Telmessos'u alarak kentin kralını yine şehrin başında bırakmış, ancak komutan Nearkhos'u da genel Lykia valisi atayarak yoluna devam etmiş, bu şekilde Telmessosluların gönlünü almaya çalışmıştır. Ancak Kral Antipatrides bir müddet sonra Vali Niarkhos'a karşı çıkmışsa da Nearkhos bir kutlama için şehre müzisyenler göndermiş, müzisyenlerin aletleri arasına kılıçlar saklayarak şehri zaptetmiştir. Telmessos, İskender'in ölümünden sonra bir müddet Ptolemaiosların yönetiminde kalmış, M.Ö. 189'dan sonra Bergama Krallığı'na bağlanmış Bergama Kralı III. Attolos'un ölümünden sonra topraklarını Roma'ya bırakan vasiyetnamesi ile de doğrudan Roma'ya bağlanmıştır.



M.Ö. 88 tarihinde Pontus Kralı Mithridates Roma topraklarına saldırmışsa da yapılan savaşta yenilmiştir. Bu savaşta Roma'nın yanında yer alan Rodos'a, Telmessos ve kıyı şeridi armağan olarak verilmiştir. Bu dönem içinde, diğer Lykia şehirleri gibi Telmessos da Rodoslulardan şikayetçi olmuş ve sonunda Roma Lykia'yı Rodoslulardan geri almıştır. Bizans döneminde de varlığını sürdüren şehir, M.S. VII. Yüzyıldan sonra Arap akınları ile önemini kaybetmiştir. VII. yüzyılda II. Anastasius Telmessos'a kendi adını vererek Anastasiupolis demiş fakat bu isim fazla tutmamıştır. 1424'de Osmanlı topraklarına katılan Telmessos'a uzak şehir anlamına gelen Makri, daha sonrada Megri denmiştir. Megri adı 1934 yılında ilk Türk pilotu Fethi Bey'in anısına, bugün kullanılan Fethiye ismiyle değiştirilmiştir. 1850'lerde Telmessos'u gören C. Texier'in bildirdiğine göre, şehirdeki Apollon Tapınağı ve tiyatro o zaman görülebiliyormuş. C. Texier'den sonra 1856'da meydana gelen büyük deprem bu yapıların yıkılmasına sebep olmuş, bundan yüz sene sonra meydana gelen ikinci büyük depremle, Fethiye gibi bu kalıntılar da yok olmuştur.



Bugünkü Fethiye, bu depremden sonra, yani 1957'den sonra kurulan Fethiye'dir. Telmessos'un iskele yakınında bulunan tiyatrosu bugün kazılarla ortaya çıkartılmıştır. Erken Roma döneminde yapılan ve M.S. II. yüzyılda onarım geçiren bu tiyatro 5000 kişiliktir. Şehrin ilk kurulduğu yer olan kale, bir surla çevrilidir. Bugün bu surların altında Roma, üzerinde de Orta Çağ'da yapılan surlar görülür. Zira Rodos Şövalyeleri bu kaleyi kullanarak bölgeye hakim olmaya çalışmışlar ve limandaki Şövalye Adası'nı kullanarak şehri denetim altında tutmuşlardır. Şehrin akropolünün doğru yüzünde her taraftan görülen ve şehrin üzerinde görkemli görüntüsü yer alan Amyntas'ın mezarı adeta Fethiye'nin simgesi olmuştur. Cephesi iki sütunu olan ion tapınağı tarzındaki bu kaya mezarı, Hermepias'ın oğlu Amyntas'a ait olup M.Ö. IV. yüzyılda yapılmıştır. Bu mezarı 1850'lerde gören C. Texirer de mezar kapısının sol üst köşesine imzasını atarak burayı gördüğünü sanki belgelemek istemiştir. Amyntas mezarının yanında ona benzeyen ancak sütununun biri kırılmış, tapınak biçimli bir kaya mezarı ile başka kaya mezarları da bulunmaktadır. Şehrin içinde de Lykia tipi birçok lahit görülür. Bunlardan biri hemen bu kaya anıtlarının altındaki sokakta, bir de hükümet binası ile iskelenin yanıdadır. Hükümet binası yanındaki lahit, kabartmalı olup sağlam olarak günümüze gelebilmiştir. Kapaktaki kabartmalarda dörder savaşçı ellerinde kalkanları olduğu halde, savaşmakta, uzun giysili bir adam sağ tarafta koltukta oturmaktadır. Yan yüzlerde de figürler vardır. M.Ö. 340 yıllarına ait bu lahdin, eskiden alt kısımlarında da kabartmaların olduğu, hem Ch. Fellows hem de C. Texier'in çizimlerinden anlaşılmaktadır. Ayrıca Cumhuriyet Mahallesi'nde bulunan ve M.Ö. IV. yüzyıla ait iki lahitten birisi kabartmalıdır. Ancak bu kabartmalar çok tahrip olmuştur.


Fethiye'nin çevreside antik şehirlerle doludur. Örneğin Eşen'in kuzeybatısında, Fethiye'ye 45 km uzaklıkta bulunan Minare Köyü'ndeki Pınara harabeleri ilginç Lykia kaya mezarlarına sahiptir. Burada tiyatro, odeion ve tapınak gibi bir çok yapı sağlam olarak görülür. Eşen'in güneyinde Dodurga Köyü'nde bulunan Sidyma harabelerinde de yine görülmeye değer ilginç mezar anıtları bulunmaktadır. Lykia'nın altı büyük kentinden birisi olan, Fethiye'ye 40 km uzaklıkta, Yaka Köyü'nde bulunan Tlos harabeleri de akropol, tiyatro, hamam, agora ve stadion gibi kalıntılarıyla çarpıcı bir görünüm arz eder. Bunlardan başka Fethiye'ye 25 km. uzaklıktaki Üzümlü'de bulunan Kadyanda'da stadion, tiyatro, agora ve hamam kalıntıları yer almaktadır.



Bugün olduğu gibi yüzyıllarca önce de insanlar bu güzel bölgeyi beğenmiş ve yerleşmişlerdir. Fethiye Körfezi içinde de bazı antik yerleşmeler vardır. Bedri Rahmi Koyu üzerinde Krya, Manastır Koyu üzerinde Lissa ve Lydai ile Göcek yolundaki İnlice'de Daidala antik kenti bunlardan birkaçıdır.


Doğa ve tarihle bütünleşen Fethiye'de birbirinden güzel koylar gezilebilir. 4 km uzunluğundaki tabii plajı ile Çalış ve Karagözler şehrin içindeki plajlardır. Buralarda denize girebileceği gibi Fethiye'den kalkan dolmuş motorları ile Fethiye koyları da günübirlik görülebilir. Bu oniki adalar gezisi rüya gibidir. Ayrıca 19 km uzaklıktaki Günnük ağaçlarıyla ünlü Küçük Kargı, 17 km uzaklıktaki Katranca Koyu, Ölüdeniz, Belcekız ve Belcekız'a 3 km uzaklıktaki Kıdrak, sık çam ağaçları ve berrak denizi ile ideal bir dinlenme yeridir. Ölüdeniz'den 5 - 6 km uzaklıkta, 350 m yükseklikte dağlar arasındaki Kelebekler Vadisi de ayrı bir güzellik oluşturur.


Ölüdeniz ise ayrı gezi güzergâhıdır. Burada bulunan ve 1925 yıllarında büyük bir kent olan Kayaköy, değişim yoluyla boşalmış olan taş evleriyle dikkati çeker. Kayaköy'e giderken görülen Hisarönü, modern bir konaklama ve alışveriş merkezi olmuştur.


Ayrıca Gemili Adası ve Karacaören Adaları'nın üzerleri de eskiden ne denli önemli olduklarını ispatlarcasına kalıntılarla doludur. İlçe merkezindeki müze görülebilir. Fethiye'ye 50 km uzaklıktaki bir doğa harikası olan 18 km uzunluktaki kanyonuyla ünlü Saklıkent ve Fethiye yaylaları ile Tlos yakınındaki Yaka Park sıcaktan bunalanlar için bulunmaz yerlerdir. Babadağ'da yapılan yamaç paraşütü, oniki ay boyunca yapılabilen scuba, Dalaman ve Eşen çaylarında yapılan rafting ve kano sporları ayrı bir aktivite oluşturmaktadır. Fethiye tarihi ile doğanın harika bir şekilde bütünleştiği ender yerlerden birisidir.


Read more...

Arsada Antik Kenti - Arsada Antique City - Anlatım

10 Temmuz 2008 Perşembe






Arsada, Xanthos vadisinin gerisinde ve hayli yüksekte, eski Mt.Massicytus, şimdiki adıyla Akdağ yamacındaki yüksek bir düzlükte kuruludur. Yaklaşık 900 metre yüksekliktedir ve yolu yoktur. Kayadibi köyünden uzun ve dik bir patika ile ulaşılan Arsa köyünün yakınındadır. Köyün hemen batısında uzun alçak bir tepe bulunmaktadır. Batıya doğru vadiye oldukça dik inen tepenin doğu yamacında, aşağı yukarı yarı yolda, 2,5 metre kalınlığında taştan örülmüş bir duvar vadır. 300 metrelik bir kısmı yarı yarıya sağlamdır. Duvarın kuzey ucunda 9 m2 boyutunda bir kule ya da ufak kale vadır.







Erken Hellenistik döneme ait olduğu sanılan bu kale, özenle yerleştirilmiş büyük poligonal bloklardan yapılmıştır. Kente ait yapılardan günümüze ulaşan yapı yoktur ancak köyün içinde ve çevresinde bir çok Likya mezarı bulunmaktadır. Çoğu Gotik lahit mezar tipindedir ve yazık ki tahrip olmuştur. En az bir tane ev tipi kaya mezarı ve çevrede birçok yontulmuş, yazılı bloklar mevcuttur. Yazıtların hemen hepsi kitabedir. Köyün biraz üstünde, kuzeye giden patikanın yanında, 2,5 metre yüksekliğinde bir kaya çıkıntısında bir atlıyı canlandıran bir kabartma göze çarpar.




Read more...

Sidyma Antik Kenti - Sidyma Antique City - Anlatım




Sidyma, Dodurga köyü yakınlarında, denizden 500 metre yükseklikte, Cragus dağının yamaçlarında ulaşılması oldukça zor bir bölgededir. Fethiye-Xanthos ana yolunda Eşen’in 6 km güneyindeki sapaktan jiple 6km daha gidilebilir. Bundan sonra taşlık ama iyi durumdaki biraz dik bir patikadan 250 metre daha yüksekliğe bir saat kadar tırmanılarak ulaşılır.



İsminin Sidyma olması (Idyma, Didyma ve Loryma gibi) kentin çok eski bir tarihe sahip olduğunu kanıtlar. Kent kalıntıları arasında buraya en eski arkaik dönemde yerleşildiğini gösterir kanıtlar vardır. Ele geçen ilk yazılı belge MÖ 1.YY a aittir. Kalıntıların çoğunluğu ve tüm yazıtlar ise Roma İmparatorluğu dönemindendir. Bununla beraber Sidyma ya ait olduğu düşünülen bir sikkenin MÖ 2.YY da basılmış olduğu muhtemeldir. Sidyma da gezerken bir patikadan tırmanıldığında eski kentin ilk belirtileri olan soldaki yarda oyulmuş çok sayıda kartal yuvası mezara rastlanır. Bunlar Pınara’dakilere benzemekle birlikte hem sayıca azdır hem de daha basit görünümdedirler. Tepeye ulaşılınca Sidyma kalıntıları gözler önüne serilir. Patikanın hemen bitiminde solda küçük bir anıt mezar vardır. Dikdörtgen bir kaide üzerine oturtulmuş uzun ve yekpare bir bloktan ibaret bu anıt mezarın mezar odası görünürlerde yoktur ancak bu Sidyma’nın klasik dönemdeki varlığının ilk kesin kanıtıdır. Hemen yakında 7 anıt mezar daha vardır. Bunların bazılarının yapıları Likya da görülen Gotik biçim yerine üç köşeli kapakları olan lahit mezarlardır.


Read more...

Patara Antik Kenti - Patara Antique City - Anlatım

9 Temmuz 2008 Çarşamba









Fethiye-Kalkan yolu üzerinde, Kalkan’a 10 km kala Patara-Gelemiş köyü ayrımı var. Ayrımdan sonra antik kente ulaşmak için 6, ünlü Patara plajına ulaşmak için de 7 km gitmek gerekiyor.



Antik kent girişindeki Gelemiş köyü de ayrımdan 4 km uzaklıkta.



Aslında Patara kent kalıntıları Gelemiş köyü öncesinde başlıyor. Kentin nekropolü olduğu sanılan kalıntılar arasında Lykia tipi lahitler, Roma devri mezar anıtları göze çarpıyor.



Gelemiş, artık tümüyle turistik bir köy niteliğinde. Eskiden seracılıkla uğraşan köylüler şimdi büyük ölçüde pansiyon, lokanta, hediyelik eşya dükkanı vs. işletmeciliği yapıyorlar.



Patara bir Lykia kenti. Lykia birliğinin üç oy hakkına sahip altı kentinden biri ve belki de en önemlisi. Lykia birliği toplantılarının çoğunlukla Patara’da yapıldığı yazılıyor tarih kitaplarında.




Lykia dilinde Pttara olarak anılan kentin M.Ö. 5. yüzyılda var olduğu ve İskender’in kuşattığı kentler arasında yer aldığı bilinir. Bir inanışa göre Patara’yı su perisi Lykia ile tanrı Apollon’un oğlu Patarus kurmuş. Patara, Roma döneminde de çok önemli bir kent olmuş. Patara limanı, hububat deposu ve sevki açısından önem taşımış. Bizans döneminde de gelişmesini sürdüren kent, hıristiyanlarca da önemli sayılmış. Noel Baba olarak bilinen Saint Nicholas’ın da Pataralı olduğu söylenir.



400 metre genişliğinde ve 1600 metre derinliğindeki Patara limanının kumla dolmaya başlaması ve teknelerin yanaşmakta güçlük çekmeleri, Patara’nın giderek önemini yitirmesine neden oluyor. Rüzgarın savurduğu kumlar zamanla limanı doldurmakla kalmıyor, kenti de büyük ölçüde örtüyor. Bugün kentte görülebilecek kalıntıların bir bölümünün kumlar altında olduğu dikkati çekecektir.



Gelemiş köyünden 2 km sonra yol kenarında Patara’daki kalıntıların en görkemlilerinden Roma Zafer Takı görülüyor. Zafer takı, M.S. 1. yüzyıl sonlarında yaptırılmış. Tepeye doğru görülebilecek kalıntılar arasında hamamlar, Bizans bazilikası, Korinth nizamında tapınak bulunmaktadır. Tiyatro tepenin yamacındadır ve önemli bölümü kumlar altındadır. Tepede de Athena Tapınağı vardır. Eski liman şimdi sulak alan durumunda.




Patara plajından içeriye rüzgarla taşınan kumulların önüne geçilebilmesi için setler oluşturulmuş. Patara kumsalı, çevredeki kumsalların en uzunu ve en görkemlisi. 18 km uzunluğundaki kumsalın derinliği yer yer 200-300 metreye ulaşıyor. Kumu incedir. Deniz ise sığdır. Hemen hemen hiç durmayan rüzgarı nedeniyle windsurf için de uygundur. Patara kumsalı deniz kaplumbağalarının yumurta bıraktıkları yerler arasında bulunduğu için koruma altındadır.



Kumsal girişindeki park alanında iki lokanta bulunuyor. Güneş yakıcı, çevrede gölgelik bulunmadığı için kumsal girişinde şemsiye kiralamayı unutmayın.



Patara kumsalında atla dolaşmak Patara’da “Sultan Farm Horse Riding” çiftliği, geçen yaz açıldı. Çevreye at gezileri düzenleyen çiftlikte Bursa Karacabey harasından getirilmiş 7 güzel tay var. Çiftlik sahibi İlhan Çırpan, grup arzusuna göre iki-üç saatlik yemekli yemeksiz turlar organize ediyor. Turlar kanal boyunu, yeşillikli vadiyi, kum tepelerini ve deniz kenarını kapsıyor. Yol boyunca antik kent kalıntıları, orman ve vadilerden geçiliyor. Sabah erken saatler tercih ediliyor genellikle. Daha önce hiç ata binmemiş olsanız bile tereddüt etmeyin, çiftlikte tur öncesi gerekli bilgiler veriliyor. Eğitimli ve uysal atların üzerinde kısa zamanda usta bir binici oluyorsunuz.



PATARA "LIKYA DEMOKRATIK PARLAMENTO BINASI"

Patara’ da bulunan meclis binasi, önümüzdeki yillar içinde köyün kaderini degistirecek niteliktedir. “Eger mükemmel bir konfederasyon cumhuriyet örnegi vermem gerekirse Likya’yi gösteririm”. Montesquieu, De L’Esprit des Lois (1748) Bu saptama, ABD’nin 1787 yilinda kabul edilen Birlesik Devletler Anayasasi’nin biçimlendirilisinde etkili olmustur.1776 tarihli tutanaklarin 1081. yapraginda bu olgu, “Montesquieu’ye göre Likya Konfederasyonu ” olarak öne çikarilir. Önümüzdeki yillarda Amerikan Anayasasinin kutlamalarinin Patara meclis binasinda yapilmasi için çalismalar baslatilmistir.




GELENEKSEL LIKYA SU YOLU YÜRÜYÜSÜ

Her yıl Nisan’ın 3. haftası, Patara Muhtarlığı tarafından “Geleneksel Likya Su Yolu Yürüyüşü” düzenlenmektedir. Köy halkının yanı sıra, Kaş’tan idari yöneticiler, yerli-yabancı turistler ve Patara Köyü muhtarı Arif Otlu bu etkinliğe katılmaktadır. Ayrıca Patara köy heyeti, katılımcılara kuyu dibinde yemek vermektedir. Buna ek olarak; gerek öğrencilerimizin folklor gösterileri, gerek sazlarıyla katılımcıları destekleyen yöresel sanatçılarımız şenliğimize renk katmaktadır. 8 km uzaklıktaki Yeşilköy’ e araba ile gidilir, Delikkemer mevkiinde yürüyüş başlar ve Patara antik kentinde son bulur.










Read more...

Pınara Antik Kenti Resimleri - 1

3 Temmuz 2008 Perşembe

Read more...

Pınara - Minare Köyü Antik Kenti - Anlatım

2 Temmuz 2008 Çarşamba

Pınara - Minare Köyü Antik Kenti





Pınara, Fethiye’nin Eşen bucağına bağlı Minare köyünün 3 km. batısında son derece dik biri büyük diğeri küçük iki tepenin yamaçları üzerinde kurulmuştur. Halk buraya “Delik Asar” adını takmıştır. Minare köyü harabelere aşağı yukarı yarım saat uzaklıktadır.

Lykçe’de Pinale “yuvarlak” anlamına gelir. Bu ismi, üzerinde oturduğu yuvarlak kayadan almış olmalıdır. Hititçe’de de Pina isimli bir sözcük vardır.Büyük bir olasılıkla Pınara da bu sözcüklerden türetilmiştir.

Mitolojik olarak kentin kuruluş öyküsüne göre Ksanthos nehri yakınında yaşayan Tremiles’in Tloos, Ksanthos,Kragos ve Pandaros isimli dört oğlu Lykialıların kökenini meydana getirmişlerdir. Okçu Pandaros ise Troia savaşında, Sarpedon’un yanında kahramanca çarpışmış bir kahramandır. M.Ö.IV.yy.da Ksanthos’lu tarihçi Menekrates kuruluş öyküsünde, Ksanthos’un nüfusunun çok artmasından dolayı yaşlılarının üç gruba bölündüğünü,bunlardan birinin Kragos Dağı’na giderek zirveye yakın yere yerleşip, kenti kurduklarını anlatır. Strabon .Buranın önemli bir Lykia kenti olduğundan bahsederken şu sözleri de yazar:

“ ...Kragos’un eteğinde, iç kısımda, Lykia’nın en büyük kentlerinden olan Pinara uzanır. Pandaros burada saygıyla anılır ve o,olasılıkla şairin söylediği gibi Troialı kahramanla özdeşleştirilmiştir, “Pandaros’un kızı,yeşil ormanın bülbülü”, çünkü Pandaros’un Lykialı olduğu söylenirdi.”
M.Ö. IV.yy.da Karia Satrabı Piksodaros’un denetiminde bulunan kent M.Ö.334’de sadece Lykia’da 30 kadar yerleşim yerini ele geçiren Büyük İskender’e hiç direnmeden teslim olmuştur. Onun ölümünden sonra Pergamon Krallığına bağlanmıştır. M.Ö. 168-67 de Lykia Birliğinin en kuvvetli altı üyesinden biri olan Pinara birlikte üç oy ile temsil ediliyordu. Daha sonra Eyalet Birliğine (Koinon)’a bağlanmıştır. Pinara, Roma döneminde en parlak günlerini yaşamıştır, bu dönemde üzerlerinde “Pınareon” yazılı sikke bastırmıştır. Byzantion’lu tarihçi Stephanos ise Pınara’nın Lykia’nın en önemli kentlerinden olduğunu belirtmiştir.

M.Ö.141 ve 5 Agustos 240 depremlerinde kent çok kötü etkilenmiş ve eski önemini kaybetmeğe başlamıştır. Bizans devrinde Myra metropolitliğine bağlı bir piskoposluk merkezi olmuştur. IX.yy. da ise kent terk edilmiştir. 1957’deki depremden burası çok etkilenmiş ve ayakta kalan yapılar büyük zarar görmüştür.

Pınara antik kentinin kalıntıları günümüze geçirdiği depremlere rağmen nispeten iyi bir durumda gelebilmiştir. Halkın delikli Asar dediği düzlüğün kuzey yönündeki sur kalıntıları iyi durumdadır.Ancak tepenin çok sarp olan kısımlarına sur duvarları yapılmasına gerek duyulmamıştır. Sarp bir kayalığın üzerinde olan akropolün çevresi de surlarla çevrilidir. Buraya güneyden oyulmuş merdivenlerle çıkılmaktadır. Daha sonraki bir devirde ,doğuda vadiden yükselen alçak bir tepe üzerine ikinci bir akropol daha yapılmıştır. Surlarla çevrili olan bu akropol Bizans devrinde de kullanılmıştır Akropolün eteklerinde ise ne olduğu pek anlaşılamayan mimari parçalar dağınık bir halde durmaktadır.Buradaki kayaların da yardımıyla yer-yer teras duvarları yapılarak surlarla korunmuş platformlar oluşturulmuştur.

Kentin sivil yerleşimini, güney-doğudaki vadide “Kraliyet Mezarlığı denilen bölümdeki bir kaya mezarının giriş holünün her iki duvarına çizilmiş şehir plânından anlamaktayız. Burada evler.sokaklar ve binalar adeta bir minyatür gibi işlenmiştir. Kayaların üzerleri, kerpiç evlerin
evlerin yapılabilmesi için düzeltilmiştir. Evler Roma’da görüldüğü gibi dışa kapalı avlulu tiptedir. Dikdörtgen bir oda önündeki bir terasa açılır oradan da doğrudan bir küçük avluya çıkılır. Evlerin arasında da sarnıçlar yapılmıştır.

Tepenin kuzey-doğusunda Roma dönemine ait bir tarafında 6 yanlarda ise 8’er sütunu olan bir tapınak vardır. Buradaki kalp şeklindeki sütunlar ve bunların aralarında görülen erkeklik uzvu, Aphrodite adına yapıldığını düşündürmektedir.

Kentin tiyatrosu, küçük tepenin kuzey-batısına yerleştirilmiştir. M.Ö. II.yy.da yapıldığı sanılan , Hellenistik dönem tiyatrolarının bir benzeri olan 3.000 kişilik bu yapıda 27 oturma sırası ve bunları 9 bölüme ayıran 10 merdiven yolu vardır. Sahne binasının duvarlarının bir bölümü ayaktadır. Güney kanadındaki biri paradosda diğeri ise binanın yan tarafında yer alan iki kapı ana mekana açılmaktadır. Proskene duvarı her iki uçta geniş bir açı yaparak arkaya doğru kıvrılır ve analemna ile bir parados oluşturur. Cavea yarım daireden biraz daha büyüktür. Tiyatro M.S. II. inci yy.da yenilenmiştir.

Akropolün güneyinde sadece kapısı ayakta kalmış olan binayı, şehir plânına göre değerlendirirsek Odeon olması büyük olasılıktır. Buradaki iki kaya arasındaki düzlüğe oturtulmuş duvarlarla desteklenmiş terasların kapladığı alana Agora yerleştirilmiştir.
Pinara’nın en büyük özelliği de kent yaşamı ile mezarların içiçe oluşudur. Burası Lykia mezar mimarisinin en güzel örneklerinin toplandığı kenttir.

Lykia mimarisinde mezara bu kadar çok önem verilmesinin nedenini inançlarında aramak lazımdır. Mitolojilerine göre, ölen insanın ruhu kuşa dönüşüp ve uçup gidermiş vücudu ise kalırmış. Bu inancı, ruhu ölümsüzleştiren kuş ise Phoeniks’dir. Bu kuşun rengarenk tüyleri, altın gibi parlayan kanatları ile hep güneşe doğru uçar, yaklaşınca güneş onu yakar, külleri de yere düşermiş, dökülen küllerden yeniden doğup tekrar güneşe doğru uçarmış. Böylece bu uçuş ölümsüzlüğe doğru sonsuza kadar devam edermiş. İnsanlara görünmeyen Phoeniks ,görünmek istediği zaman bir güvercin olurmuş. Çeşitli renkleri olan bu güvercinler ölen bir insanın ruhuna girer onun mezarına konup orada yaşarmış. Bazen de ölenin evinin damına konarmış. İşte Liykia mezarlarının evlere, saraylara ve kayalara oyulmuş kuş yuvalarına benzemesinde bu inancın büyük bir payı olmalı. Anıt mezarların içinde ölen kişinin eşyalarının konmasının nedeni güvercinin taşıdığı ölenin ruhu, yabancılık çekmesin ,eşyalarını kullansın diye imiş. Bu inanç Lykia, da en çok Pinara’da yaşamaktadır.Bu bölgedeki ölü gömme törenlerinde cesedin büyük bir törenle yakılıp, küllerinin toplanarak oyuk şeklindeki mezara yerleştirilmesinin nedeni de kuşa dönüşen ruhunun güneşe uçup orada yanıp, küllerinden yeniden doğması ve sonsuza kadar yaşaması içindir.

Kentin üzerine yapıldığı kaya kitlesinin doğu tarafında, güvercin yuvası şeklinde yapılmış dikdörtgen oyuklardan yapılmış olanlar iki yatay gurup şeklinde düzenlenmiş olup, muhtemelen uzun merdivenler ve yukarıdan aşağıya sarkıtılan ipler yardımıyla defin işlemi yapılıyordu. Bu mezar grubu kentin en eski tarihli olanlarıdır.

İki Akropolis tepesi arasında genellikle semerdam kapaklı lahitlerden oluşan mezarlar yer alır.Güney-doğu uçtaki bir mezar diğerlerinden çok daha görkemli ve olağanüstü büyük olup adeta bir merkez teşkil etmektedir. Diğer lahitler bunun çevresine dizilmişlerdir.

Tepenin diğer yamacından aşağıya doğru ev tipinde “Kral Mezarı” olarak adlandırılan bir grup yer almaktadır. Bu anıt-mezarın kapı lentosunda insanların ve atların olduğu kabartmalı bir friz vardır. Alınlıktaki kabartmalar iyice tahrip olduğu için ne olduğu anlaşılamamaktadır.Mezar odasının iç tarafında tek bir sedir vardır. Bu mezarda bir kitabe olmadığı için kime ait olduğu anlaşılamamıştır. Diğer bir ev tipi mezarın alınlığı gotik tarzda olup kemerin en üst noktasına bir çift öküz boynuzu yerleştirilmiştir.



Read more...

Ören - Araksa - Araxa Antik Kenti - Anlatım

ÖREN - ARAXA - ARAKSA


Araksa, Fethiye’de Evren Köyü (Ören) yakınında, Lykia, Phrygia ve Pisidia sınırları arasında kalmış antik bir kenttir.

Araksa ismi Luwi ve Karia dillerinde “sunağı olan mabet” anlamındadır. Lykçe yazıtlarda bu kentin ismi Araththi olarak geçer. Plinius eski Likya birliğinden bahsederken bu birliğe dahil olan 36 kasaba ve kentlerin içinde Araksa’nın da olduğunu yazar. Kentin ne zaman kurulduğu bilinmediği gibi antik tarihlerde de belirgin bir bilgi verecek nota rastlanmamıştır. Yalnızca M.Ö. 2000’lerde komşusu Boubon ve Kibyra kentleri ile savaşmıştır.

Kentten günümüze ulaşan belirgin bir kalıntı bulunmamaktadır. Yalnızca Evren (Ören) köyünün yanındaki tepenin yamaçlarında üst-üste konulmuş kayalardan yapılmış bir kalenin izleri görülmektedir. Bunun yanı sıra birkaç kaya mezarı ile Lykia tipi lahitler çevrede dikkati çekmektedir. Bizans döneminde ise bir piskoposluk merkezidir.

Read more...

Kaya Köyü - Kaya Village - Anlatım

30 Haziran 2008 Pazartesi




Kaya Köyü'ne Fethiye'nin güneyinden devam eden dağ yolunu takiple 8 km. sonra ulaşmak mümkündür. Diğer alternatif olarak, Fethiye'den Ölüdeniz'e ulaşımı sağlayan karayolunun, Hisarönü kavşağından batıya takiple Kaya Köyü'ne ulaşılır. Yörede oturanların Kaya Çukuru olarak adlandırdıkları yükseltilerle çevrili küçük ovaya, bu yollardan ilki kuzeyden, diğeri doğudan girişi sağlar. Hisarönü yönündeki giriş, ziyaretçileri mübadele sonrası terk edilen yapılarla karşılar. Kuzeydeki girişte ise ziyaretçi, Kaya Köyü panoramasına ve doğuda tek başına yükselen Baba Dağı'nın muhteşem duruşuna hakimdir. Önerimiz; hangi yol ile Kaya Çukuruna gelinirse gelinsin, diğeri ile dönmek, çevre dokusunu tanımak açısından yararlı, ziyaretçiye sunduğu peyzaj açısından memnun edici olacaktır. Dikkatli bir ziyaretçi, her iki güzergahta eski yolların bazı bölümlerini fark edebilir.

Coğrafyacı antik yazar Strabon; Likya Bölgesindeki Telmessos Kenti ve Limanını betimledikten sonra, “... sarp bir dağa ulaşılır. Burada dar ve derin bir derede iskan edilmiş bulunan Karmylessos'a, ... gelinir.” saptaması ile Telmessos yakınında, günümüze kadar kesin olarak yeri tespit edilemeyen antik Karmylessos kentinin varlığını bildirmektedir.

Bazı yüzeysel tespitler ve tabelalarda; Karmylessos Antik Kenti'nin yeri, günümüzde Kaya Köyü ile özdeşleştirilmektedir. Kayaköy ve çevresinde antik döneme ait bazı kalıntılar mevcut ise de, bunlar kapsamlı bir kentin varlığını ortaya koymaktan uzaktır.

Kaya Çukuruna kuzey yönden girişte Gökçeburun Mevkiinde; İÖ. 4.yy.a ait üç adet lahit mezar ile üzerindeki Likçe yazıtlarıyla ayni sayıdaki kaya mezarları, yörede antik çağdan günümüze ulaşan en eski ve kapsamlı kalıntılar olarak gösterilebilir. Bunun dışında, Kayaköy'de Kızlar Okulunun kuzeyindeki kayaya oyulmuş mezar, aynı döneme ait lokal bir eserdir.

Bölgeyi 19. yy. da ziyaret eden Fellows; Karmylessos'u, Kayaköy'ün güneyinde bulunan Gemiler Adası'na uyarlamaktadır. Fellows'un tespiti ve yukarıda belirtilen kalıntıların bulunduğu alanlar; Strabon'un siluetini çizdiği Karmylessos Kentine uyumdan uzaktır.

Bunların dışında, Belen Mahallesi'nin güneyinde Asarcık Tepesindeki geç dönem duvarları altında gizlenmiş Hellenistik Döneme ait küçük bir kale kalıntısı ile Turunç Pınarının güneyindeki hakim sırtlarda kurulu Klasik Dönemden, Bizans Dönemi içlerine kadar uzanan lokal yerleşimler, zamanı bol, meraklı ve ilgili ziyaretçilerin, ancak yöreden temin edecekleri rehber eşliğinde ulaşabilecekleri alanlardır.

Kaya Köyü'nün günümüzdeki popülaritesi, antik dönem kalıntılarından öte, Türk Kurtuluş Savaşı'ndan sonra mübadele sonucu terk edilen metruk bir Rum kentinin varlığından kaynaklanmaktadır. Kaya çukurunda yüzyıllar boyu Rumlar ve Türkler birlikte yaşamışlardır. Bölgede tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sürdüren Türkler ovadaki, zanaat ve ticaretle uğraşan Rumlar ise yamaçlarda kurulu evlerde yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Yöreye; Rumlar Levissi, olasıdır ki Oğuzların Kayı boyundan gelen Türkmenler, Kaya adını vermişlerdir. Yerleşimde, mübadeleye kadar her iki isim de kullanılmıştır.

Levissi, filolojik açıdan ismindeki son ek nedeniyle hayli eski bir yerleşim olarak algılansa da, ismi ilk kez İtalyan seyyah Sanuda'nın gezi notlarında (14.yy.) geçer. Yerleşimin bütününde uygulanan planlama ve yapılarda kullanılan malzeme tarihlemede bize fazla yardımcı olamamaktadır. Ancak bazı yapılarda kullanılan taş bloklar ve bazı devşirme mimari parçalar, yakınlarda Erken Bizans Dönemine ait bozulmuş bir yerleşim ve dini yapıların varlığını hissettirmektedir. Fellows, Bölgeye 1838 yılında yaptığı ziyarette Levissi ile ilgili düşüncelerini aktarırken “... yerleşimin egemen konumu ve birkaç küçük mezar, eski küçük kentin belki de Kissidae'nin yerine kurulmuş olabileceği ...” saptamasını yapmaktadır.

İS. 7. ve 8. yy.lardaki Arap akınları, kıyılardaki yerleşimleri hayli etkilemiş, kıyı ve adalarda oturan halk iç kesimlere taşınmıştır. Olasıdır ki Gemiler Adası'nda Arap akınlarından etkilenen halk da Levissi'ye kaçarak yerleşmiştir. Daha sonra Bizans'ın tekrar egemenliğini sağladığı 10 ve 11. yy.larda Gemiler Adası'nda eski görkemine uygun bir yerleşim canlandırılamasa da, yeni bazı yapıların inşa edildiğini biliyoruz. Bu yeni yerleşimcilerin Levissi'den gelmiş olduklarına inanılmaktadır. Son yıllarda bölgede yüzey araştırmaları yapan Japon arkeoloji grubu; Levisis'deki bazı şapellerle Gemiler Adası zirvesindeki kiliseye doğu yönden bitişik şapel kalıntısında, bazı benzer uygulamalar tespit ederek, yapıları İS. 12 ve 13. yy.lara tarihlemişlerdir.

Aşağı Kiliseden başlayarak yapıların aralarına sapmadan arazinin formasyonuna göre kıvrılarak yükselen Levissi'nin en belirgin yolu; günümüzde tamamen takip edilemese de sırtı aşıp Gemiler Adası'na ulaşımı sağlayan Soğuksu Koyuna varmaktadır. Her iki yerleşimdeki benzer yapılar ve ikisi arasındaki ulaşım yolu, Gemiler Adası ve Levissi yerleşimlerinin Geç Bizans Döneminde organik bağını ortaya koymaktadır.

Daha sonraki Osmanlı Döneminde Rum halkı ve Levissi kentinin varlığı, bazı harita ve gezginlerin notlarında geçmektedir. 19. yy.ın ilk yarısında Levissi'yi ziyaret eden Avrupalı seyyahlar, yerleşimde 300 400 evin varlığından söz etmektedirler. Batılı seyyahlardan sonra Osmanlı Devletinde başta Islahat Fermanı ile Müslüman olmayanlara tanınan haklar ve peşi sıra gelen toprak reformu ve vergi kolaylıkları, o yıllarda ticari açıdan canlı olan Levissi'ye göçü özendirmiş olmalıdır. Bunun sonucunda olsa gerek, 1923 yılında mübadele ile boşalan kentten geriye kalan ev sayısı batılı gezginlerin bildirdiği sayının üç katına ulaşmıştır.

Birinci Dünya Savaşından sonra; Sevr Antlaşmasının hükümlerine göre, Anadolu'ya asker çıkaran Yunanlılar, yaklaşık bir asır önce Yunanistan'da kazandıkları bağımsızlıklarını, bu kez Anadolu'yu işgale dönüştürmeye çalışınca, Anadolu toprakları üzerinde yaşayan Rumları heyecanlandırarak, Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'na kadar sürecek kısa bir sevinç yaşatmıştır. Savaşın Türkler lehine sonuçlanmasından sonra, savaşla Anadolu'ya gelen Yunanlılar ve barış sürecindeki yüzyıllar boyu bu topraklarda dostça, omuz omuza yaşayan, ancak araya giren savaşla kin tohumları ekilen toplumlardan, Rum halkı Yunanistan'a göç etmek zorunda kalmış, göç edenlerin yerine de Batı Trakya'dan aynı kaderi paylaşan Türk göçmenler getirilmiştir.

30 Ocak 1923 tarihinde Yunanistan ile yapılan Türk-Yunan Nüfus Değişimine ilişkin anlaşma hükümlerine göre boşaltılan Levissi'de fonksiyonları tanımlanan 2 büyük kilise, 14 şapel, 2 okul, 2 çeşme, 2 yel değirmeni ile yaklaşık 1000 civarında ev ve bu evlerle orantılı, sarnıç ve tuvalet kalıntıları bulunmaktadır.

Levissi yerleşiminde yapılar; belirli planlamadan uzak, arazinin eğimine uygun olarak, ışık ve manzara açısından birbirlerinin önünü kapatmayacak şekilde inşa edilmişlerdir. Yapılarda güneş kaygısından çok, kuzeydeki panoramaya açılma ön plandadır. Yerleşimin bütününde planlama ve zorlamaya gidilmemiş, doğal zemine uygun mekanlar yaratılmıştır. Gereksinimler basit uygulamalarla çözümlenmiştir. Yapılarda yöresel kırma taş ve Yukarı Kilisenin güney yönündeki mağaralardan elde edilen bir tür çimento ile kireçli harç kullanılmıştır. Bazı yapılarda kullanılan düzgün kenarlı büyük hacimli köşe taşları başka yapılardan taşınmış izlenimi vermektedir.

Levissi yerleşiminde yapıların büyük çoğunluğunu evler oluşturmaktadır. Arazinin yapısına göre tek veya iki katlı olarak inşa edilen evlerde zemin kat genellikle ahır veya kiler olarak kullanılmıştır. Evlerin büyük çoğunluğu tek ve ikişer odalı mekanlardan oluşmaktadır. Üç odalı evlerin sayısı oldukça azdır. Evlerin girişinde genel olarak yaşam alanları ve sarnıçlar bulunmaktadır. Sarnıçların üzeri aynı zamanda ayrı bir mekan olarak kullanılmıştır. Yamaçlara tırmandıkça aşağılardaki sık ve dar planlı ev dokuları seyrelerek, mekanlarda genişleme ve rahatlama görülür. Evlerin taban ve tavan döşemeleri ile kapı ve pencere doğramaları ahşaptır. Ancak mübadele sonrası terk edilen evlerin ahşap elemanları, yörede oturanlar tarafından sökülerek ya kendi evlerinde kapı ve pencere, ya da yakacak olarak kullanılmıştır. Çatıların tamamına yakını düz ve sıkıştırılmış topraktandır. İç mekanlarda ocak, niş ve kornişlerden izler kalmıştır. Sarnıçlar ve tuvaletler evlerin dışındadır. Evlerde banyo için herhangi bir mekan ayrılmamıştır. Temizlik, ya ahşapla bölünmüş dolap niteliğindeki gusulhanelerde ya da evin iç mekanında leğenlerde yapılmış olmalıdır.

Bölgede kaynak sularının yetersizliği nedeniyle sayılarının fazlalığıyla dikkati çeken sarnıçlar, yapıların üzerinde biriken yağmur sularını toplamaktaydı. Yağmur sularını sarnıca taşıyan oluklara ait izler pek çok yapıda izlenmektedir. Evin dışında bazen eve bitişik, bazen bahçenin bir köşesinde yapılan oval planlı tuvaletlerin gideri fosseptikte toplanmaktadır. Bahçeli evlerin bahçe duvarları sınır belirleme niteliğinde olup, hayli alçaktır.

Yoğunluk açısından evlerin dışındaki ikinci yapı grubunu şapeller oluşturmaktadır. Yerleşimin arasına serpiştirilmiş ve güney-batı sırtlara konumlandırılmış dörtgen plan ve semerdam örtüleri ile şapeller kolayca tanımlanabilmektedir.

Yerleşimde ziyaretçiye görsellik sunan yapıların başında kiliseler gelmektedir. Orijinal ismi Taksiyarhis olan Yukarı Kilise, yerleşimin ortasına yakın hakim bir tepenin üzerinde kurulmuştur. Yüksek duvarlarla çevrili atrium, siyah-beyaz çakıl taşlarının oluşturduğu geometrik desenli mozaik döşeme ile kaplıdır. Bahçe kısmına giriş güney yöndeki kapıdan sağlanır. Genel olarak kırma ve kenarları düzlenmiş taşlarla kireçli harç kullanılarak inşa edilen kilise, dışta kalın pembe bir sıva ile kaplıdır. Kapı ve pencere çerçeveleri mermerle kaplanmıştır. Üç kemerli narteksin bir bölümünün altında içi molozla dolmuş sarnıç bulunmaktadır. Tek nefli yapıya giriş, güney yönde batıya kaymış ve narteksten açılan kapılarla sağlanır. Naosta, ikonastasis duvarı yıkılmıştır. Çatı, apsiste yarım kubbe, naosta haç kollu tonozlarla taşınmaktadır. Narteksin üzeri semerdam örtü sistemine sahiptir.

Yerleşimin batı sınırında bulunan orijinal adı Panayia Pirgiotissa olan Aşağı Kilise, günümüze daha iyi korunarak ulaşmıştır. Korunmasında en önemli etken, yapının 1960'lı yıllara kadar camii olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Çevresi yüksek duvarlarla çevrili kilisenin bahçesine doğu yöndeki kapıdan girilir. Bahçenin güney-doğu köşesinde çan kulesi, kuzey-doğuda küçük bir mezarlık bulunmaktadır. Atrium tıpkı Yukarı Kilisede olduğu gibi çakıl taşlarından oluşturulmuş mozaiklerle kaplıdır. Günümüze maalesef tamamı ulaşmamıştır. Bahçe duvarına güney yönden bitişik üç basamaklı oturma sırası, dini törenlerde ziyaretçilerin oturması için yapılmıştır. Avlunun güney-batı köşesinde bulunan odadaki kemikler, ikinci kullanım için açılan mezarlardan toplanarak getirilmiş olup, kutsal günlerde sahiplerinin ruhları için dualar okunmuştur.

Dıştan gri renkli kesme taşlarla tek nefli olarak inşa edilen kilisenin, kapı ve pencere çerçeveleri beyaz mermerle örülerek yapıya bir harmoni kazandırılmıştır. Avlu ve naos zeminin çift renkli mozaik döşemesi bu renk harmonisine katkı sağlamaktadır. Pencerelerin üzerindeki kemerli kör nişlere kabartma haç motifleri oturtulmuştur. Kuzeyden naosa girişteki kapının açıklığında mozaik üzerinde 1888 tarihi okunur. Kapının üzerindeki yazıttan; söz konusu tarihin, yapının geçirdiği esaslı restorasyon tarihini verdiği anlaşılmaktadır. Kilisenin ahşap olan kapısı, Fethiye Müzesi'nde sergilenmektedir. Batı yöndeki çift katlı narteksin ikinci katına çıkış güney yöndeki merdivenlerle sağlanmaktadır. Nartekste ahşap olan ikinci kat döşemesi yakın zamanımızda tahrip olmuştur.

Tek nefli naosta üzeri fresklerle süslü ikonastasis duvarı Levissi yerleşiminden orijinalliği büyük oranda korunabilen eserlerin başında gelmektedir. Camii olarak kullanıldığı dönemde fresklerin üzerine sürülen kireç kaymağı, büyük oranda koruyuculuk yapmıştır. Ancak yakın zamanımızda her şeyi maddeye çevirme ve her şeyi sahiplenme duygularının, her türlü etik ve toplumsal değerlerin önüne geçmesiyle, ikonastasis duvarındaki mimari elemanlar ve fresk levhalarının bazıları çalınmıştır. Levhaların biri özel bir koleksiyonda tespit edilerek geri kazandırılmışsa da, üzerindeki aziz betimlemesi ve boyalar tamamen kazınmıştır. Onun içindir ki yapı, her yönden uyumsuz demir parmaklıklarla kapalıdır.

İkonastasis duvarı, Tanrı'nın ana sunağı olan apsisi, cemaatin toplandığı sahından ayırır. Büyük oranda mermer levhalarla kaplı duvarda, simetri ön plandadır. Ortadaki kapının üzerinde boya ile karşılıklı iki melek figürü işlenmiştir. Kapının üzerindeki birinci frizde merkezde atnalı biçimindeki çelenk içerisinde, İsa portresi cepheden, her iki yanda madalyon çelenkler içerisinde, ayrı ayrı 12 aziz betimlemesi bulunmaktadır. Bunun üzerindeki frizde aralarını sütuncukların sınırladığı dörtgen levhalarda; 13 adet Konulu Ortodoks İkonoları işlenmiştir. Bu ikonalarda; Doğum, Kudüs'e Giriş, Göğe Yükseliş, Tebliğ, Son Akşam Yemeği gibi konuları tanımlamak mümkündür. İkonaların üzerindeki biri silmelerle sınırlandırılmış diğeri yarı plastik iki frizde alçak kabartma bitkisel süslemeler bulunmaktadır. İkonastasis duvarında ve iç mekanda koyu sarı ve mavi renkler hakimdir.

Yapı narteks ve iç kısımda ayrı ayrı haç tonozlarla örtülüdür. Naostaki haç tonozun orta kesişme noktasında yuvarlak kubbe, ağırlığı yan duvarları destekleyen yarım sütunlar üzerine taşımaktadır.

Kiliselerin dışında iki ayrı okul binası yerleşimin ortak yapılarından diğer grubu oluşturmaktadır. Kızlar ve erkeklerin ayrı eğitim aldığı Levissi'de Kızlar Okulu Turabi Çeşmesi'nin hemen üzerindeki yükseltide, Erkekler Okulu Yukarı Kilise'nin kuzey-batısındaki tepenin zirvesinde yer almaktadır. Halen Fethiye Müzesi'nde bulunan Kızlar Okulu'nun kitabesinde, yapıyı Lövisidi Kardeşlerin yaptırdığı belirtilmektedir. Sadece ilköğretimin yapıldığı okullarda öğrenim dili Rumca olarak okutulmuştur. Öğrenciler daha yüksek öğrenim için, Rodos, Atina ve İstanbul'a gönderilmişlerdir.

Yerleşiminde kullanma suyu evlerin çatısı üzerine yağan yağmur sularının toplandığı sarnıçlardan temin edilmiştir. İçme suyu ise, Levissi'ye Hisarönü Köyü yönünden girişte ve Kızlar Okulunun altında bulunan çeşmelerden alınmıştır. Turabi Çeşmesi, önünden ve yanından geçen yollara revaklı cephe vermektedir. Çeşmenin üzerinde 1919 tarihli yapım kitabesi bulunmaktadır.

Levissi'de tanımlanabilen yapılardan diğer grubu yel değirmenleri oluşturmaktadır. Yerleşimin güneyindeki sırtta Batı Şapelin yaklaşık 100 m. batısında bulunan yel değirmeni, denizden gelen rüzgarlara açıktır. Diğer yel değirmeni Kaya Çukurunun güney-batısında Değirmentepe'nin zirvesinde bulunmaktadır. İçten iki katlı olan yuvarlak planlı yel değirmenlerinden günümüze sadece beden duvarları ulaşmıştır.

Yukarı Kilisenin kuzey kesimdeki boş alan ve çevresi, kentin ticari alanını oluşturmaktadır. Yapılar bugün tam olarak tanımlanamasa da kullanıldığı dönemde çevrede kahve, kasap, manav, bakkal, kumaşçı gibi dükkanların bulunduğu bilinmektedir.

Mübadele ile Levissi ve Fethiye'den Yunanistan'a göçen halkın bir bölümü Atina yakınlarındaki Nea Makri banliyösüne yerleştirilmiştir. Gerek göçü yaşayan Rumlar, gerekse Kaya Köyü'nde kalan Türklerden Levissi'nin canlı günleri hakkında bazı bilgiler toplanmıştır. Bunların bir kısmı Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi'nin yayınları ile tanıtılmıştır. Yerleşimin bütününe bakarak ifade edilemeyen burada aktaracağımız bazı bilgiler, bu yayınlar ve o günleri yaşayanların anlatımlarından derlenmiştir. Buna göre; Türk ve Yunan hükümetleri ile yapılan halkların karşılıklı değişimi anlaşmasına göre Levissi Kentini terk eden Rumlar, 1923 yılında bölümler halinde Fethiye Limanından Yunanistan'a göç etmişlerdir. Yerlerine Batı Trakya'dan getirilerek yerleştirilen daha az sayıdaki göçmen ise, Kayaköy'deki koşulları beğenmeyerek, Anadolu'nun başka yerlerine göçmen olarak yerleştirilmiş akrabalarının yanlarına taşınmışlardır.

Levissi'li Rumlar ticaret ve el sanatları ile geçimlerini sağlıyorlardı. Marangoz, bakırcı, kalaycı, demirci gibi zanaatkarlar, Kayaköy'ün dışında mevsimlik olarak başka Türk köylerine çalışmaya giderlerdi. Bayanlar genellikle ev işleri ile ilgilenir, boş zamanlarında dokuma yaparlardı. Çocuklar için ilköğretim mecburi idi. Kızlar ve erkekler ayrı ayrı okullarda Rumca eğitim alırlardı. Daha yüksek eğitim için öğrenci; Rodos, İstanbul veya Atina'ya gitmek zorundaydı. Okulların aksine Türkler ve Rumlar ayni kahvelere gider, birlikte vakit geçirirlerdi. Ancak birbirlerinden kız alıp vermezlerdi.

Tüm kötülüklerin anası savaş; Kaya Çukuru'nda dostça yaşayan, iki toplumu birbirinden ayırmış; kentinden, evinden, anılarından koparılan insanlar için pek çok acılar yaşatmıştır. Yerlerine getirilenler için de ayni olgular söz konusudur.

Kayaköy için günümüze kadar pek çok yazılar yazılmış, sempozyumlar, forumlar, konferanslar, toplantılar yapılmıştır. Gayet yerinde iyi niyetli girişimlerle Kayaköy; Türk-Yunan Dostluk Köyü ilan edilmiştir. Günümüz insanına yakışan da budur. Dostluğumuzu biraz daha ileriye taşıyarak Levissi yerleşimindeki metruk yapıları, doğanın insafına terk etmeden daha uzun yaşamlarını sürdürmek için uygulamaya geçmek samimiyetimizi perçinleyecektir.





| Kaynak | http://www.kayakoy.net |

Read more...

Xanthos Antik Kenti Resimleri - 1

27 Haziran 2008 Cuma

Read more...

  © Blogger template The Beach by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP